
Bira nedir konusuna biraz daha bakalım, sınıflandırılması ve içeriğini basitçe tanımlayalım.
- Bira genel olarak alt fermantasyon birası ve üst fermantasyon birası şeklinde ikiye ayrılır. Aralarında kullanılan maya, üretim sıcaklığı ve üretim süresi gibi farklılıklar var. Şimdi bunlara takılmadan, bildiğimiz biralara bu sınıflandırmayla beraber bakalım.
- Pilsener : Üst fermantasyon birasıdır. Adını aynı isimli kasabadan alır. Türkiye'nin genelinde bu bira üretilir. Resmen damak tadımız halini almıştır artık, içimi kolay ve dengeli bir çeşittir. E daha ne olsun?
- Lager : Alman birası. Dünyanın en çok üretilen, en çok tanınan birası da budur sanıyorum. Almanların değişmez kuralı " bira sade olacak" mottosunun ürünü, yumuşak içimli ve çarpmayan bizim alıştığımızdan daha hafif bira türü.
- Ale : Daha koyu renkli, İngiliz birasıdır.
Bir sonraki konuda bira nasıl üretilir ona bakacağız.
Bira #1
13 Mayıs 2008
Bira #2
10 Mayıs 2008
2000'lerin En iyi Forveti #2
| 2000- 2008 | Oynadığı Maç | Attığı gol |
| Alessandro Del Piero | 309 | 148 |
| Andriy Shevchenko | 378 | 190 |
| Francesco Totti | 292 | 151 |
| Raul Gonzalez | 370 | 129 |
| Ruud Van Nistelrooy | 327 | 229 |
| Thierry Henry | 436 | 251 |
Listeyi az önce ben yaptım. Bazı eksiklikler var (Özellikle Totti ve Del Piero'da). Yine de basit bir fikir vermesi açısından bu tablo işe yarar diye düşünyorum.
Futbol istatistik değildir. İyi forvet daha çok gol atan değildir. Bunları da göz önüne alalım. Bu tablo başta da dediğim gibi sadece basit bir fikir vermesi içindir.
Sezon Ödüllerini Dağıtıyoruz

Ligler sona erirken artık genel performansları taçlandırmanın zamanı da geldi. Sizin de yardımlarınızla bu sezonun en iyi performans gösteren oyuncularını seçeceğiz.
İşe kalecilerden başlayalım dedik. Listedeki isimler büyük liglerin en az gol yiyen kalecileri. Avrupa Kupalarındaki performansları pek göz önüne almadığımızı da belirtelim.
Eğer eksik olduğunuzu düşündüğünüz kaleci varsa lütfen yorumlarda belirtin.
(Bu arada Julio Sezar'da yaptığım yanlışı yüzüme vurmazsanız ayrıca müteşekkir olacağım)
2000'lerin En iyi Forveti
Thierry Henry | 17 (36%) |
Andriy Shevchenko | 6 (12%) |
Raul Gonzalez | 5 (10%) |
Francesco Totti | 4 (8%) |
Alessandro Del Piero | 4 (8%) |
Ruud Van Nistelrooy | 11 (23%) |
Listede önemli eksikler vardı. Ronaldo yoktu çünkü onu başka bir yere koyuyorum. Klose ve Trezeguet büyük eksikliklerdi ve listede olmayı hak ediyorlardı ama mevcut isimler arasından seçim yapmak bile çok zorken onları da katmak istemedim.
07 Mayıs 2008
Bira #1

Bildiğiniz gibi bu ayki konumuz bira kültürüydü ve ay sonuna kadar sürecek bira serimize başlıyoruz. İlk olarak Bira nasıl içilir, nasıl yapılır gibi ayrıntılardan önce genel olarak bir bakalım.
- Bira tarihte bilinen en eski içecektir. Çoğu kişi en eski içeceğin şarap olduğunu düşünür ama bira daha eskidir. Tarihsel olarak MÖ 5000'lerden önce biranın keşfedildiği düşünülüyor. İlk kez Mısırlılar tarafından bulunmuş.
- Bira genel olarak arpa, şerbetçi otu ve sudan oluşan bir içecektir. Tabi buna karşılık bira yapımında buğday, çavdar gibi diğer tahıl ürünleri de kullanılabilir.
- Bira bol kalorili bir içecektir. 33 cL'lik bir bira yaklaşık olarak 150 kalori içerir.
- Bira bir fermantasyon ürünüdür. Saccharomyces Cerevisiae ve Saccharomyces Carlsbergensis isimli maya türleri ile mayalanır.
01 Mayıs 2008
Rengimiz belli olsun : 1 Mayıs

Malumunuz bugün 1 mayıs, İşçinin ve Emekçinin, sömürüye dur diyenlerin bayramı. Bu vesileyle sitemizi biraz süsledik kendi çapımızda.
(bkz: Ben altı yaşımdan beri photoshop kullanıyorum ulan !)
29 Nisan 2008
Mayıs Ayının Konusu
.jpg)
Konseptimizin bu ayki kısmını "Bira" oluşturacak. Kullanılan 70 oyun 28'ini aldı bira, yine tahmin edemediğim bir sonuç çıktı anketten.
Mayıs ayı boyunca fırsat buldukça bira ile ilgili bildiğimiz şeyleri yazacağız. Üretiminden tarihine, kültüründen nasıl içilmesi gerektiğine kadar bir çok konu var önümüzde.
Birde uzun süredir niyetlenip de yapamadığım bir anket için fırsat buldum. 2000'li yılların en iyi forveti kimdir? Bu sorunun cevabını bulmak imkansız, ben anketteki isimleri ayıramıyorum birbirinden. Zaten anketin amacı da 1. belirlemek değil, oluşan sonuca göre futbolcuları sıraya koyup kariyerlerini incelemek.
17 Nisan 2008
Değişikliklere Dair

Farkettiğiniz üzere blog üzerinde biraz oynama yaptık. Daha rahat okunabilen, gözü yormayacak bir tema ve bizim güzel bulduğumuz bir logo koyduk.
İlerleyen zamanlarda daha güzel değişiklikler planlıyoruz. Önümüzdeki en büyük engel ise okuyucularımızın bildiği gibi zaman. Umarız yeni düzenden keyif alırsınız...
11 Nisan 2008
Manchester'ın Parlayan Yüzleri; Pique, Nani ve Anderson
Dünyanın en iyi takımınlarından birinde oynuyorlar. Ortak özellikleri potansiyellerinin yüksekliği. Her biri uzun bir izleme dönemine tabi tutuldu. Nani Ryan Giggs'in, Anderson Scholes'un yerini dolduracak ve Pique ise yeni joker olacak. Yaş sırasından başlayalım:
- Nani aslında Ronaldo'dan 1 yaş küçük(86 doğumlu). O da Ronaldo gibi Sporting'in hediyesi (£17m'luk bir hediye) sayılabilir. Geçen sezon Sporting'le beraber Şampiyonlar liginde forma giymişti. Portekiz adına 12 maça çıktı ama kanat bolluğundan (Ronaldo, Sabrosa, Quaresma) kendini çok gösteremedi. Bu sezon ise bol taklalı gol sevinci, uzaktan golleri ve takip edilemeyen hızlı oyunuyla dikkat çekmeyi başardı.
- Gerard Pique Bernabeu 87 doğumlu bir futbolcu. Soyadında Bernabeu geçse de o bir katalan ve Barca altyapısından yetişti. 3 yıl önce transfer edildi ve geçen sezonu kiralık olarak Zaragoza'da geçirdi. İzlediğim tüm maçlarda ilk 11'de oynadı ve sırıtmadı. Defansın ortasında ve sağında oynayabiliyor. Şu an en büyük sorunu önündeki ikiliyi kesme şansının olmaması. Vidic ve Ferdinand mükemmel bir ikili ve daha yıllarca oynayabilecek yaştalar. Ama takım bir çok kupada mücadele ettiği için rotasyonda yer alıyor. Bir defans oyuncusuna göre ileri bir tekniğe sahip, isabetli uzun paslar atabiliyor. Zaragoza'da oynarken bir röportajında Alex Ferguson'un kendisini sürekli aradığını ve takip ettiğini ve bunun kendisini çok mutlu ettiğini söylemişti.
- Son olarak gelecek Dünya Kupası yıldızlarından olacağını düşündüğüm Anderson var. Anderson 88 doğumlu komple bir orta saha oyuncusu. İnanılmaz bir enerjiye sahip, topun olduğu her karede Anderson görünüyor. Görünüşü ve enerjisiyle Edgar Davids'i andırıyor. Porto'dan sene başında transfer edildi Anderson. Başlarda rotasyonda kullanılsa da Scholes'ün sakatlanmasıyla ilk 11 kapısı açıldı. Bu şansını iyi kullanan Anderson, Scholes'ü rotasyona soktu desek yanlış olmaz sanıyorum. Ferguson bu adam için şöyle demişti geçtiğimiz aylarda: "Oyunu mükemmel okuyor, topla çok hızlı. Tarzını Scholes'e benzetiyorum tek fark Scholes'ün topsuz yaptığı koşuları o topla yapıyor."
04 Nisan 2008
Jeremy Menez

Yeni yıldızlar serimizin ilk ayağı, muhtemelen sezon sonu büyük bir takımda göreceğimiz bir oyuncuyla başlayalım.
1987 doğumlu ve Sochaux altyapısından yetişmiş bir oyuncu Menez. Benzema, Diaby, Clichy, Ben Arfa ve Nasri ile birlikte yeni altın nesil olarak adlandırılıyorlar. Bu sene olimpiyatlarda da izleyeceğiz kendisini. Zidane'a benzetilen oyuncular listesinde kendine yer buldu. Çok süratli bir oyuncu, boş alan bulduğunda slalom yapıyor resmen. Bunun dışında pas yeteneği de takdire şayan.
Monaco elindeki cevherin farkında, bir ay sonra 21 yaşına girecek oyuncuları için en az 15 milyon euro istiyorlar. Arsene Wenger'in izlediği biliniyor, İnter'de transfer etmek için uğraşıyor.
Ligue 1'de hat trick yapan en genç futbolcu. Ligue 1'de ayın futbolcusu ödülünü kazanan en genç futbolcu. Bu ilgiyi haketmediğini söyleyemeyiz yani...
Bu arada gelecek hafta sınav haftası, o yüzden yazılarda bir düşme yaşanıyor ve bir süre daha yaşanacak. Hayatımın son vizeleri olacak o yüzden güzel hatırlayım diyorum gider ayak.
31 Mart 2008
Nisan ve Mayıs'a Dair

Nisan ayındaki konumuz oylarınızla yeni yıldızlar oldu. Onun seçilmesini beklemiyordum açıkçası, şaşırmadım desem yalan olur.
Mart ayı boyunca 90'lar serisi yaptık, ayın son 2 haftasında yaşadığım problemler nedeniyle bir çok oyuncu eksik kaldı. Fırsat bulduğumda onları da tamamlarım.
Bu ay ise genç yaşına rağmen parlayan yıldızları, önümüzdeki sezonlarda patlama yapmasını beklediğimiz oyuncuları yazacağız. Liste yine kabarık, bir aksilik çıkmazsa güzel bir seri olur. Tabii fotoraftaki kadar uzun vadeli bir liste olmayacağını belirteyim.
Mayıs ayı içinse ankette gördüğünüz üzere Dismenore ile konuşup değişikliğe gittik. Futbola biraz renk katalım istedik ve içkileri tanıtmaya karar verdik. Ben üretim, o da tüketim konusunda uzmandır.
21 Mart 2008
Patrik Berger

90'lar serisi yapıpta Çek Cumhuriyeti'ne uğramamak olmazdı. Muhteşem 3 orta saha oyuncusu içinden Berger'i seçtim, Poborsky ve Nedved'i saygıyla selamlayarak...
Slavya Prag'ın ismi olduğu yıllar. Genç bir çocuk fırtına gibi oynuyor. 22 yaşındaki bu genci o zamanlar Dortmund'da olan Hitzfeld keşfediyor ve alıyor. Dortmund'da o zamanlar Alman futbolunun önünde gidiyor. 95-96 sezonunda çoğunlukla kenarda oturuyor Berger, girdiği zamanlarda da ön liberoda oynuyor. Sesi çıkmıyor tabi ama çok mutlu olduğu da söylenemez. Ama sezon sonunda Bundesliga ve Alman Kupasına dokunan futbolculardan birisi olma şerefine erişiyor.
Sezon sonunda İngiltere ev sahipliğinde Euro 96 var. O turnuvada, kimsenin beklemediği bir başarı yakalıyor Çek Cumhuriyeti gençlerle. Efsane bir turnuvanın sonunda finalde Almanya'ya uzatmalarda yeniliyorlar.
Turnuva ardından Poborsky Manchester United'a, Nedved Lazio'ya, Berger ise Liverpool'a gidiyor. Liverpool'da efsane yıllar geçiriyor Berger. Ne rakipleri ne tribünler ne de takım arkadaşları bir sonraki hamlesinin ne olacağını bilmiyor. Bazen orta sahanın ortasındayken 90'a yolluyor topu, bazen kendi sahasındayken asist yapıyor. Hem kendi hem de izleyenler o sahadayken maçtan keyif alıyorlar.
Tabii hikaye böyle pembe sürmüyor, sakatlık üstüne sakatlık yaşıyor Berger. Bir türlü kurtaramıyor kendisini bu beladan. En sonunda Liverpool'dan ayrılmak zorunda kalıyor ve Portsmouth'a gidiyor. Sağlam başlıyor sezona, umutlandırıyor bizleri. Eski günlere dönecek derken bir kez daha sakatlanıyor.
Portsmouth sakatlıklardan kurtulamayan Berger'i serbest bırakıyor ve Aston Villa'ya gidiyor Berger. Kendini toparlaması için Stoke City'ye kiralanıyor, orada oynarken neler oldu bilmiyorum. Hala Aston Villa kadrosunda Berger. Ve çok eski bir oyuncu gibi görünse de Juventus'lu Nedved'ten küçük.
En nihayetinde sakatlıklar yüzünden izleyemediğimiz, doyamadan sahalardan yolcu ettiğimiz bir oyuncu olacak Berger. Geriye bizlere izlettiği güzel futbol ve Liverpool hakkındaki şu sözleri kalacak:
"You know, the greatest day in my football life was the day I signed for Liverpool. I couldn’t believe it. When I was young in Czechoslovakia, we didn’t see much European football, but my father’s friend went to England and he watched Liverpool. When he came back, he gave me the programme, the ticket and a scarf. I still have them all.
When I moved to Southport to live, my neighbour was Kenny Dalglish. Alan Hansen lived around the corner. I met them, they were normal guys, but they were my heroes. To me, it’s the best club in the world and when I am finished playing and I’m telling my children about it I will be proud to say that for seven years I was a Liverpool player."
18 Mart 2008
Davor Suker

90'lar listesinde bugün, izlemesi zevk veren futbolcular listesinin daimi üyesi, Hırvatistan'ın milli değerlerinden biri var; Davor Suker.
Hırvatistan daha ülke değilken Yugoslavya U21'de atmaya başladı gollerini. Kariyerine hızlı bir başlangıç yaptıktan sonra Sevilla'ya gitti ve 5 yıl orada kaldı. Hatırlarsınız, Zola için hocasının payı büyük demiştim. Aynı hoca bu adamın kariyerinde de yer edinmiş kendine, Sevilla'da Maradona ile oynama şansını yakalamış Suker. Maradona Sevilla'dan ayrıldıktan sonra o almış sazı eline, Maradona'dan sonraki ilk sezon 24 gol atıp gol krallığında 2. olmuş (O zamanlar 1. genelde Romario olurdu).
Efsanenin gerçek başlangıç tarihi ise 1996, Real Madrid'le sözleşme imzaladığı gün. O sezon Real Madrid çok güzel 2 transfer yapıyor; Suker ve Mijatovic... Bu iki "eski yugoslav" 3 sezonuna damga vuruyorlar Real'in. Suker 3 yıl boyunca oynadığı Real'de La Liga ve Şampiyonlar Ligi Kupasını kaldırıyor... Şöyle buyurmuş kral; "Kariyerimin en iyi günleri Madrid'te geçti. En güzel şehir, en iyi takım, en büyük başarılar..."
Ama Suker deyince akla ilk olarak Teka reklamlı forma değil, kırmızı beyaz damalı forma gelir. Sebebi ise 98 dünya kupasıdır elbette. 98 Dünya Kupası'nın gol kralıdır Suker, takımı için 6 atmış ve Hırvatistan için çok büyük önemi olan turnuvada, takımının şampiyonayı 3. sırada bitirmesinde büyük pay sahibi olmuştur.
2000 yılında gittiği Arsenal'de uefa kupası kaldırmaya çok yaklaşmış ama onunda kaçıranlar arasında olduğu penaltıların ardından Galatasaray kupayı almıştır.
Suker iyi bir golcüydü ama işini sadece gelen topu bir şekilde kaleye göndermek olarak görmedi hiç bir zaman. Futbolu daha eğlenceli hale getirmeyi kafasına takmıştı adam. Birbirinden güzel 206 gol attı kariyeri boyunca, o çoktan bıraktığı halde bizim izlemeyi bırakamadığımız...
14 Mart 2008
Gianfranco Zola

Fenerbahçe'ye Chelsea çıkmasından, ve hastalığın vücudumu terkinden kelli 90'lar serisine bir Chelsea efsanesiyle devam edelim.
Chelsea efsanesi dedim ama kariyerinin başlarına iyice bir bakmak gerekir, zira Zola'yı efsane yapan faktör buradadır. Kariyerinin başlarında -23 yaşında- Napoli'ye transfer oldu. Napoli'de o zamanlar Zola'nın herşeyi ondan öğrendim dediği adam vardı; Diego Armando Maradona. Kendi sözleriyle yazayım: "Herşeyi Diego'dan öğrendim. Antremanlarda hep onu gözledim ve onun gibi frikik atmaya çalıştım." Ustası Maradona ile birlikte o sezon Napoli'ye 2. ve son Serie A şampiyonluğunu tattırdı Zola.
4 sene Napoli için oynadıktan sonra başka bir İtalyan takımı Parma'ya transfer oldu. Parma'da Juventus'un eski futbolcusu Dino Baggio ile beraber Uefa Kupası'nı kaldırdılar. Fakat Ancelotti'nin şahane menajerliği sonucu -işime yaramaz diye satılmasına izin verdi.- £4.5m muayyen bedelle Chelsea oyuncusu oldu.
Zola böylece 30 yaşında kariyerinde yeni bir sayfa açmış oldu. Takip eden 7 sezon boyunca Chelsea adına muhteşem maçlar çıkardı. Chelsea ilk kez onun döneminde şampiyonlar ligine çıktı (Çıktığı ilk sene 5 atmışlardı bize ama Uefa Kupasından dolayı sesimi çıkarmıyorum). Chelsea henüz değerleri olan bir klupken oradaydı Zola ve Chelsea'nin en değerli parçasıydı.
Chelsea'de giydiği 25 numaralı forma emekli edildi. Bu Chelsea tarihinde bir ilktir. Ayrıca Chelsea'nin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu seçildi.
Zola'nın oyununu kelimelerle anlatmak pek kolay değil aslında. Zola, şimdilerde sahalarda pek de görünmeyen tipte oynardı, Maradona gibi Laudrup gibi... Büyüleyici bir oyuncuydu, futbolu daha çok sanat gibi gösterdi bize Zola.
07 Mart 2008
The Non-Flying Dutchman - Dennis Bergkamp

Futbolcular vardır, yetenekleriyle gösterirler kendilerini, gördüğünüz zaman diğerlerinden ayrı olduğunu hissedersiniz. Futbolcular vardır, zekidirler, attıkları her adım önceden planlanmış gibidir, maçı bırakır onları izlersiniz. Ve futbolcular vardır hem yenetekli hem de inanılmaz zekidir. İşte bu futbolcular futbolu bıraktıktan yıllar sonra bile konuşulmaya, hayranlıkla anlatılmaya devam ederler.
Bergkamp, Dünya Kupası, Avrupa Kupası ya da Şampiyonlar Ligi kupası kaldıramadı. 2 kez Uefa, bir kez de Kupa Galipleri Kupası'na dokunabildi. 3 kez Premier League şampiyonluğu ve 4 kez FA Cup şampiyonluğu gördü.
Kazanamadığı başarılar nedeniyle hakettiği değeri göremedi belki ama izleyenlerin akıllarından bir daha çıkmayacak. Her zaman aklımızın bir köşesinde kalacak ve ne zaman Hollanda dense, ne zaman Arsenal dense aklımıza gelecek.
Newcastle United'a attığı mükemmel gole buradan bakabilirsiniz.
Bergkamp'ı en iyi anlatan kişi, onu en iyi anlayan kişi Arsene Wenger;
"Intelligence and class. Class is of course, most of the time linked to what you can do with the ball, but the intelligence makes you use the technique in an efficient way. It's like somebody who has a big vocabulary but he doesn't say intelligent words, and somebody who has a big vocabulary but he can talk intelligently, and that's what Dennis is all about. What he does, there's always a head and always a brain. And his technique allows him to do what he sees, and what he decides to do."
Bixente Lizarazu - Flying Full-Back

90'ların 2. yarısının yıldızlarından biriyle devam ediyoruz. Bayern'de Mattheus, Effenberg, Scholl gibi, Fransa'da Zidane, Desailly, Deschamps gibi adamlar varken neden Lizarazu'yu yazıyorum inanın bende bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu atom karıncayı çok sevdiğim.
1969 yılında doğmuş, 88 yılında Bordeaux formasını giymeye başlamış. 1992 yılında ilk kez giymiş Fransa formasını, sonrasında 96 kez daha giyeceğini ve büyük başarılar yakalayacağını bilmeden. 96 yılında Uefa kupası finalinde Munih'e yenilirken(ki bu ayrıntıya birazdan bakacağız) Atlethic Bilbao macerası yaşamış, bask kökenli olmasına rağmen istenmemiş.
97'de efsaneleştiği yere, Munih'e gitmiş. 98'de Dünya Kupası'nı tutmuş elleri Fransa'nın altın jenerasyonuyla. 99'da Şampiyonlar ligi finalinde sakatmış oynamamış, Manchester efsane bir maçtan sonra yenmiş Munih'i. 2000'de altın jenerasyonla bir kez daha çıkmış sahaya, bu kez ellerinde Avrupa Kupası varmış. 2001'de Valencia'yı bulmuşlar Şampiyonlar Ligi finalinde, bi dolu penaltının sonunda -Lizarazu'da yazmış arada 1 tane- Kahn'ın kurtarışlarıyla almışlar kupayı. 2004'te milli takımı bırakmış, 2006'da klub futbolunu... arkasında 20'den fazla kupayla gitmiş yeşil sahalardan.
Dünya, Avrupa, Şampiyonlar Ligi ve Kıtalar Arası Şampiyonluk kupasını gören ilk -ve muhtemelen tek- oyuncu. Dokunamadığı tek kupa, daha sonra yuvası olacak klup tarafından alınmış elinden finalde, Uefa Kupası.
04 Mart 2008
David Seaman

90'ların futbolcuları serisine renkli bir adamla devam edelim. David Seaman, 1963 yılında doğmuş ve 90'lar boyunca Arsenal forması giymiş.
Futbolu gerekenden biraz geç -41 yaşında- bırakması nedeniyle hafızalarda pek hoş anılar bırakmamıştır kendisi, ama 90 ve 2000 yılları arasında Arsenal'le geçirdiği 10 yıl efsanevidir.
Bir kaleci için ne yazılabilir diye düşündüğümüzde karşımıza pek bir şey çıkmıyor. Seaman ise bu konuda bir istisna aslında. Hakkında yazılacak ilk şey, Arsenal'e transfer olduğunda kendisi için ödenen bonservis ücretinin (1.3m £) bir kaleci için ödenen en yüksek bonservis bedeli olduğu. Peki görev yaptığı süre içerisinde Seaman bu parayı haketti mi? Bakalım;
Geldiği ilk sezon bütün maçlarda koruduğu kalesinde 18 gol gördü. Bu pek açıklayıcı olmayabilir şöyle anlatayım, Casillas bu sezon 26 maçta 23 gol yedi. Seaman 98-99 sezonunda ise 38 maçta sadece 17 gol yedi ki bu klup rekoruydu...
Kaleciler genellikle yedikler hatalı gollerle hatırlanır, golcüler şanslarıyla veya kaleci hatalarıyla gol attıkları zaman kral olurlar. Kaleciler bol yıldızlı bir kariyer geçirseler de yedikleri hatalı 1 gol üstlerine yapışır. Bu kural Seaman'da da işledi, Real Zaragoza maçında -95 Kupa Galipleri Kupası Final Maçı- uzatmaların sonunda orta sahadan yediği gol yapıştı üzerine.
96 Avrupa Şampiyonası'nda turnuvanın en iyi kalecisi seçildi. İngiltere yarı finalde Almanya'ya elenmişti hatırlarsanız. Seaman kariyeri boyunca 954 maça çıktı. Bunun ne kadar büyük bir başarı olduğunu takdir edersiniz sanırım.
Kendisi ile ilgili son notta İngiltere kalesini en çok koruyan 2. kaleci oluşudur. Onun önünde ise başka bir efsane, Shilton vardır.
03 Mart 2008
George Weah

90'ların futbolcularına bir efsane ile daha devam ediyoruz. Kim olduğunu bilmeyenler için baştan yazayım, aynı yıl Afrika, Avrupa ve Dünya'da yılın futbolcusu ödülünü almış bir insandır George Weah.
Oynadığı dönemde Romario gibi gol rekorları kıran, kendisine gelen her topu kaleye sallayan bir golcü değildi kendisi. Abartmak gibi olmasın ama Martins kadar hızlı, Ardiano kadar güçlü... Böyle tanımlayabilirim ancak.
Weah 66 yılında Liberya'da doğdu. Monaco'ya geldiği zaman takvimde 1988 yazıyordu. Futbol tarihine geçecek bu adamı Avrupa'ya kim getirdi dersiniz? Arsene Wenger...
3 yıl Monaco için oynadıktan sonra Avrupa'yı salladığı takıma, PSG'ye geçti. Oradaki son senesinde -95- yılın oyuncusu seçildi. Daha sonra efsanesi Milan'la devam etti. 4 senede 2 İtalya şampiyonluğu gördükten sonra Chelsea, Man. City gibi kluplerde oynadı.
Onu efsane yapan sadece futbolculuğu değildi aslında. Bugün sahalarda cirit atan kopukların aksine kendisi Unicef'in iyi niyet elçilerinden birisiydi. Ülkesi için çok değerli işler yaptı, futbol onun için bir araç gibiydi aslında.
Şimdi nerede diyecek olursanız, ülkesinde politikaya atıldı...
17 Şubat 2008
Michael Laudrup

Fani gözlerimin izlediği en iyi oyuncu sanırım Laudrup'tu. Maradona'yı, Platini'yi, Pele'yi bilmem, ama Zidane'dan daha iyi diyebileceğim tek adam budur.
Kariyeri başarılarla dolu olsa da onu kariyeri ile değil birlikte ve karşısında oynadığı futbolcuların sözleriyle anlatmaya çalışayım. Bakalım hakkında neler söylenmiş;
"Birlikte oynadığım en iyi oyunucuydu" - Raul
"Pele, Maradona, ben ve Zidane ile birlikte dünyanın en iyi 5 oyuncusundan birisi" -Romario
"Gördüğüm en iyi Avrupalı oyunculardan biri. Zarif bir oyun kurucuydu ve onun yaptıklarını saha içinde çok az sayıda futbolcu yapabilirdi. Klubun onun Madrid'e gitmesine izin vermesi tam anlamıyla hayal kırıklığıydı." - Stoichkov
"Muhtemelen birlikte oynadığım en yetenekli ve zarif futbolcuydu." - Koeman
"Her yerinde gözleri vardı" - Jorge Valdano
Dünya tarihine ismi kazınmış futbolcuların ve teknik adamların sözleri bunlar. Şimdilerde Getafe'nin teknik direktörlüğünü yapıyor. Muhtemelen 5 sene içerisinde devlerden birinin başında göreceğiz kendisini...
Son bir not olarak kariyeri boyunca hiç kırmızı kart görmediğini ekleyip bitiriyorum postu.
06 Şubat 2008
The Goal Twins : Gianluca Vialli

Cem yılmaz için şato'da yaşıyor olmak bir espri ama Vialli için bu bir gerçek zira kendisi 1964'de bir şatoda dünyaya gelmiş bir prens demeyi isterdim ama futbolcu, futbolun prensi de diyebiliriz.Kendisiyle alakalı söylenecek çok şey var kesinlikle...
Renkli kişiliğine değinsek koca bir sayfa doldurabiliriz, kelliğiyle alakalı futbol hayatı boyunca oynadığı takımlarda kendisine yapılan şakaları ele alsak yine bir koca sayfa doldurabiliriz. Şüphesiz ki tanrı onu bize izleyelim diye yollamış, ben onun Chelsea macerasından çok İtalya'da özellikle Juventus'da geçen kariyerine değinmeyi daha uygun buluyorum.
Şato'da doğan Vialli 90's boyunca şu anda 20'li yaşların ortalarında olanların hatta sonlarını yaşayanların hatırladığı en büyük efsanelerden birisi.1980'de doğduğu Şato'nun bulunduğu yerel Cremonese'de başladı futbol hayatına... Artık evden ayrılma zamanı geldiğinde yıl 1984'ü gösteriyordu ve yeni takımı Sampdoria idi.Burada tam 296 maç oynadı ve 115 gole imza attı.1992 yılına kadar formasını giydiği Sampdoria'dan Juventus için ayrıldı.Vialli efsanesi aslında tam da bu noktada başladı.Juventus'un o dönem bir diğer efsane ismi Fabrizio Ravanelli ile birlikte Serie A'nın tozunu atıyorlardı.O dönemki kadroda şimdilerde Juventus'un bir diğer emektarı olan Alexandro Del Piero'da yeni yeni yer edinmeye başlamıştı.
90's ortalarında oynadığımız Menejerlik oyunlarını hatırlayınca şimdiki kadar gelişmemiş de olsa Ultimate Soccer Manager isimli oyunda varsayılan olarak seçtiğim tek takımdı neredeyse Juventus bu kadro sayesinde belkide. O dönem sokakta futbol oynarken herkes kendisine bir isim takardı, ben genellikle Ravanelli ya da Vialli olurdum (Alakam olsa bari, çok kötü oynarım futbolu malesef ki)
Vialli, Serie A'nın tozunu atmasının ardından son durak olarak Chelsea'yi seçti 1996 yılında.Juventus'da geçirdiği sezonlarda 157 maçta 48 gole imza attı.
Chelsea macerası sadece şimdiki Chelsea'yi prdon Chelski'yi bilenler için aslında pek de anlaşılabilir değildi, bu şahsen sokakta futbol oynarken seçtiğim isim konusunda Ravanelli'ye kayarak yaptığım hayatımdaki ilk değişiklik olabilir. (tamam, biraz abarttım)
Vialli, Chelsea'de 3 sene geçirdi aslında 4 sene, (bkz : durun açıklayabilirim)... 1996 ile 1998 arası sadece futbolcu olarak hizmet verdiği Chelsea'de 1998 yılından itibaren Oyuncu-Manager ve Manager olarak 2000 yılına geldi.2001 ile 2002 arasında Watford Manager'i olarak çalıştı, o günden bu yana takım çalıştırmıyor ve İtalya'nın Sky italia kanalında yorumculuk yapıyor.
Renkli kişiliğine değinmedik diyen olursa diye değinelim hemen... 1994 Dünya kupasında formasını giydiği İtalya'dan Ariggo Sacchi tarafından uzaklaştırılan Gianluca, Brezilya ile oynanacak final maçında Brezilya'yı desteklediğini açıklamıştı.




