
Dün akşamın şifresiz kanallardaki tek temsilcisiydi. Portekiz takımlarını Avrupa Kupalarında izlemek büyük keyif. Özellikle Benfica ve Porto (Sporting'i de unutmadan) müthiş maçlar çıkarıyorlar. Tekrar maça dönelim, dün akşam sahada 3 takım vardı; Benfica, Liverpool ve hakemler... Uzun zamandır bu kadar kötü bir hakem performansı izlememiştim. Daha 20. dakika dolmamıştı, maçın kontrolünü yitirdiğinde... Penaltı kararları doğruydu, ama maç başka bir hakemle çok daha değişik sonuçlanabilirdi.
02 Nisan 2010
Benfica 2 - 1 Liverpool
26 Ağustos 2008
Milan Baroš, Galatasaray'da

Milan Baroš, FC Vigantice'da futbol hayatına 1987 yılında 16 yaşındayken başladı. Daha sonra 8 sene boyuna Banik Ostrava'da oynadı. 8 sene boyunca 76 maça çıkıp 23 gol attı. 2001 yılı geldiğinde Baroš için ayrılık çanları Liverpool adına çaldı.
Baroš, Liverpool'a transfer olurken tek talibi de Liverpool değildi... Onu Serie A'ya getirmek isteyen iki takım olan Inter ve Juventus'un tekliflerini Liverpool için reddetti Baroš ve böylelikle Premier Lig kariyeri başladı.
2002-2005 arası Liverpool forması giyen Baros bu dönemde üst düzey başarılara imza attı ki bu başarılar sadece klüp seviyesinde kalmadı. Defansif futbollarıyla Euro 2004'ü kazanırken aynı zamanda insanları futboldan soğutan Yunanistan'ın kurbanı olan Çek Cumhuriyeti ile Euro 2004'de yarı final oynadı ve turnuva boyunca attığı 5 gol ile "Golden Boot" ödülünü alarak gol kralı oldu.
2005 yılında İstanbul Atatürk Olimpiyat stadında oynanan Şampiyonlar Ligi Finalinde Liverpool ile Ac Milan karşı karşıya geldi. Bu maçta Liverpool'un iki forvetinden birisi şu an Galatasaray forması giyen Harry Kewell, diğeri de Milan Baroš idi. Milan Baroš ve Harry Kewell kupayı kazanan tarafın oyuncularıydı maç bittiğinde ve kupa Liverpool'un olmuştu.
2005 yılı sonunda Aston Villa'ya transfer olan Baroš, yeni kariyerinde 2 sezonda toplam 42 maça çıktı. 2007 yılı sonrasında yeni bir kariyer için Fransa'nın yolunu tutup Fransa'nın şampiyonluklara ambargo koyan takımı Lyon'a transfer oldu ve Lyon ile 24 maça çıktı, sonrasında da yeniden Premier Lig'e dönüş yaparak kiralık olarak Portsmouth formasını giydi.
Premier Lig kariyeri boyunca 110 maça çıkan Milan Baroš, 28 gol attı. Premier Lig'de attığı gollerden daha çok defansı rahatsız eden ve takımının gol atmasına zemin hazırlayan bir futbolcu olarak ön plana çıkması onun nasıl bu kadar üst düzey bir kariyer yaptığını açıklayabiliyor.
66 kez Çek Cumhuriyeti formasını giyip 32 gol atan Baroš Çek Cumhuriyeti'nin Euro 2008 kadrosunda da yerini aldı, ulusal takım formasıyla son golünü geçtiğimiz hafta içinde İngiltere ile oynanan hazırlık maçında İngiltere ağlarına yolladı.
Milan Baroš, 29 Ağustos Perşembe Türkiye'de olacak.
05 Temmuz 2008
Andrea Dossena, Liverpool'da
Udinese Calcio'nun sol bek oyuncusu, Andrea Dossena, Liverpool'a transfer oldu. İtalyan oyuncu ile imzalanan kontratın süresi 4 yıl. Udinese ile çıktığı 63 maçta iki gol attı.
John Arne Riise'nin As Roma'ya transfer olmasından sonra zaten böyle bir transfer bekleniyordu Liverpool'dan ve Riie'yi gönderdikleri ülkeden sol bek Andrea Dossena'yı getirdiler.
Basın toplantısında Dossena,
"Liverpool çok büyük bir takım, Şampiyonlar Ligi'nde oynamak ve kazanmak istiyorum. Daha sık büyük maçlar oynamak çok güzel bir deneyim olacak. Liverpool da İngiltere'de Manchester United seviyesinde bir takım"demiş. Ben Liverpool taraftarı olsam bu son söze kızardım... Sana soran mı oldu ki Liverpool'un büyüklüğü nedir diye de sen "Manchester United çok büyük takım ama Liverpool da onlarla aynı seviyede" diyorsun? O zaman Manu'ya gitseydin arkadaşım di mi ama !
Dossena, sadece bir kez İtalya Miili takım formasını geçen sene bir hazırlık maçında giymişti.
04 Temmuz 2008
Galatasaray'ın yeni transferi : Harold (Harry) Kewell

1978 yılında Sydney doğumlu olan Kewell, 1990 ile 1995 yılları arasını kendisini yetiştiren klüp olan Marconi Stallions klübünde geçirdi. Daha sonra fırtına gibi estiği Leeds United forması giyen Kewell Leeds United ile Galatasaray'a karşı 2000 yılındaki Uefa Kupası Yarı Finalinde oynadı. Leeds United ile çıktığı 181 maçta 45 gol attı.
Leeds United'da geçirdiği 8 sene sonrasında 2003'de İngilizlerin efsane klübü Liverpool'a transfer oldu bu e burada da 5 sezon geçirdi. Liverpool formasıyla çıktığı 93 maçta 16 gol attı.
Avustralya Milli takımı ile 36 kez maça çıkan Kewell, 16 gol kaydetti.
Bölge olarak çok yönlü olan Kewell Sol kanat ve Forvet olarak oynayabiliyor. kazandığı en büyük kupa ise Liverpool formasıyla 2004-2005 sezonunda aldığı Şampiyonlar Ligi kupası.![]()
İngiliz aktris, Sheree Murphy ile evli ve iki çocuğu var.
11 Mayıs 2008
Yeter Artık Be Adam!

Bu sezon Premier Lig'de Ronaldo kasırgası esse de ondan geri kalmayan ve geldiği ilk sezon rekor üstüne rekor kıran Fernando Torres, bir rekora daha imza attı.
Liverpool'un yıllardır -takribi Owen'ın gidişinden beri- dolduramadığı, özlediği ve ihtiyaç duyduğu o muhteşem golcü Torres'miş meğersem. Rekorlarından söz açmıştım, yeni rekorunu yazayım:
"Lige geldiği ilk sezon en fazla gol atan yabancı futbolcu"
Bu rekor Torres'ten evvel Nistelrooy'daydı. Hollandalı 2001-2002 sezonunda lige 23 golle merhaba demişti. Torres bu merhabayı 24 gole çıkardı ve rekorun yeni sahibi oldu. Gözümden kaçan başka aksiyonları varsa yorumlarda belirtiniz, ilk iki olayı aşağıda...
İlk Rekor
İkinci Rekor
05 Mayıs 2008
King of Anfield Road

Fernando Torres ile ilgili haberleri, gollerini ve rekorlarını yazmaya alıştım artık. Bir rekora daha ortak olmuş:
-Anfield Road'ta üst üste 8 maç gol atarak Roger Hunt'ın rekorunu egale etmiş.
"Gurur verici! Maçtan önce rekordan haberim vardı ve yine gol attığım için çok mutluyum. Şimdi, gelecek sezon daha iyisini başarmaya çalışmalıyım.
İlk sezonlar normal olarak her zaman zordur. Fakat takım arkadaşlarım sayesinde benim için böyle olmadı. Onlara teşekkür ederim, kendimi geliştirmeye ve gol atmaya devam edeceğim."
Torres bu sezon toplam 32 gol attı.
27 Nisan 2008
Liam Harker Asla Yanlız Yürümeyecek

Hafta içi oynanan Liverpool - Chelsea maçında ekrana çok kısa süreliğine bir afiş gelmişti:
"Liam Harker Won't Walk Alone"
Liam Harker 17 yaşında bir Liverpool fanı. Bağırsak kanserine yakalanmış ve gördüğü tedaviler işe yaramamış. En sonunda hastane son günlerini evinde geçirmesi için izin verdiğinde Liam babasından oyuncuların imzalı formasını istemiş, o formayla gömülmek için. Bunun üzerine harekete geçen babası formayı almış, ama Liam seyahati kaldıramıyacağı için gidememiş formasını almaya. Forma ve "Seninleyiz" temalı bir mesajla eve dönmüş babası. Maçta da Kop tribünü büyük bir afiş hazırlamıştı Liam için.
Ben bu yazıyı yazarken belki de nefes almıyor Liam... Umarım rahat uyuyordur..
23 Nisan 2008
Drama : Liverpool : 1 - Chelsea : 1

Cech'in gününde olması, Liverpool'lu oyuncuların sahada resmen dayak yemesi, You will never walk alone'nun yarıda kesilmesi... 10 saniye sonra bitecek maçta kendi kalesine gol atan Riise...
Babel'in iyi futbolu, Xabi Alonso'nun varlığı... Liverpool 1 - 1 Chelsea
14 Nisan 2008
Sunday Bloody Sunday

Bol olaylı bir pazarı daha geride bıraktık.
- Manu baya bunaldığı maçta Arsenal'i puansız yolladı. Arsenal 3. lük için savaşır artık. Gerçi bu sezon sıralamanın neresinde olursa olsun büyük bir başarı elde etti bu takım. Bu arada Hargreaves'i izlemek hiç bu kadar zevkli olmamıştı, nerde Bayern'deki hali nerde şimdiki hali.. Man. Utd. 2 - 1 Arsenal
- Liverpool, Gerard'ın 300. lig maçında Blackburn'ü zorlanmadan geçti. Gerard 1 gol ve 1 asistle kutladı bu maçı.
- Bayern - Dortmund maçı izleyenleri pişman etmedi(Dortmund taraftarları hariç). 20. dakikada durum 4-0 dı ve 4 golde mükemmeldi. Maçı 5-0 bitti, Dortmund senelerdir olduğu gibi hayal kırıklığına devam ediyor.
- Real Madrid 6 hafta kala puan farkını biraz daha açtı. 6 hafta ve 9 puan fark var, bu saatten sonra şampiyonluğu verirler mi? Sanmıyorum..
- Werder'e 5-1 yenilince teknik direktör Slomka'yı kovmuş Schakle... Bir yanda 50 yıldan bu yana ilk kez çeyrek final gören bir takım (ligde de 3. sırada bulunuyor), bir yanda farklı bir mağlubiyet ardından teknik direktörünü kovan bir takım. Hayat ne garip martılar felan...
300

Steven Gerard, dün Premier Legaue'deki 300. maçına çıktı. Maçlarının bütününü Liverpool formasıyla oynadığını belirtmeme gerek yok sanırım...
Bu sezon 47 maçta forma giydi(oha) ve 21 golü var.
10 Nisan 2008
Şampiyonlar Ligi'nde Yarı Finalistler belli oldu.
Şampiyonlar Ligi'nde oynanan Çeyrek Final maçları sonrası Yarı Final eşleşmeleri kesinleşmiş oldu.
Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde ilk maçlar 22 Nisan 2008 ve 23 Nisan 2008 tarihlerinde, ikinci maçlar ise 29 Nisan 2008 ve 30 Nisan 2008 tarihlerinde oynanacak.
Final öncesi üç ingiliz takımının varlığı kesinlikle dikkat çekici, bu konuya daha sonra başka bir yazıda değineceğim.
22 Nisan 2008
Liverpool - Chelsea
23 Nisan 2008
Barcelona - Manchester United
09 Nisan 2008
Fantastik Maç : Liverpol Yarı Final'de

Dün inanılmaz bir geceydi Şampiyonlar Ligi için. Anfield'da fantastik ötesi bir maç ve gol vardı. Açıkcası benim için atılan bu gol maçın önüne geçmiştir. Golün adı Adebayor idi ama...
Dün burada karşıma bu fotoğraf çıktı, Mesico 86 Dünya Kupasını yazmak geldi içimden demiştim ama bunun neden içimden geldiğini anlayamamıştım, üstüne bir de Mexico 86'da Maradona'ya ait golü eklemiştim.
İşte dün bunu sanırım Theo Walcott için yapmışım dedim maç bittiğinde. Theo Walcott Mexico 86'da Maradona'nın attığı gole nazir yaparcasına inanılmaz bir top sürdü. Topu defanstan aldı, birer birer karşısına geçen kim varsa geçerek topu ceza sahası içine kadar sürdü ve pasını Adebayor'a verdi, o da bomboş pozisyonda bu golü yaptı.
Bu fantastik maçta atılan fantastik gole bir bakın...
Gol sonrası Arsenal Beraberliği de yakalamış oldu, maçın bitimine kalan altı dakika nedeniyle, turu geçtiklerini düşünen Adebayor'un gol sevinci miydi bu? Hiç sanmıyorum, Theo Walcott'un taşıdığı inanılmaz top bu maça dahil olan herkesin coşkusunun esin kaynağıydı.
Seksenbeşinci dakika'da yani golün hemen akabinde kazanılan penaltı Liverpool adına turun habercisi oldu, uzatmalarda da dördüncü gol geldi ve Liverpool dün dediğimiz gibi turu geçti.
Elenen Arsenal bu sene Şampiyonlar Ligi'nde atılan belki de en güzel golün sahibi Theo Walcott'un golüyle bye bye demiş oldu.
06 Nisan 2008
Cumartesi Notları, Beyaz Mendiller ve Beyaz Bayraklar

Dün yine fazlasıyla hareketli bir gün geçirdik.
- Porto şampiyon oldu! Lucho ve Quaresma seneye kalacaklar mı bakalım.
- Arsenal ve Liverpool 3 gün arayla oynadıkları 2. maçtan da eşitlikle ayrılmışlar. Yine -mışlar diyorum çünkü maçın tamamını izleyemedik bez bebek yüzünden. 1-1
- Chelsea, Man City'i rahat geçti. Ballack, Makalele, Drogba, Malouda ve Joe Cole (70. dakikada girdi oyuna) dinlendirildi. 2-0
- Roma çok rahat başladığı maçı az kalsın rezil olarak kapıyordu. 1 dakika içerisinde 2 gol yemek büyük başarı gerçekten. De Rossi 80. dakikada penaltıdan golü attı ve kurtardı Roma'yı. Totti penaltı atılırken gözlerini kapadı. De Rossi'nin sevinci de muazzamdı. Roma 3 - 2 Genoa
- Milan Pato ve Gilardino'nun sakat oldukları maçta (çok fazla sakat var aslında) Cagliari'yi yenmeyi başardı. Başardı ama artık yeter yahu. Favalli sakatlanıyor, yerine Cafu alınıyor. Ambrosini mükemmel bir futbolcu, şu an 2. kaptan ve Maldini gidince kaptanlık ona verilmezse çok büyük haksızlık olur. Milan 3 - 1 Cagliari
Gelelim beyaz mendiller ve beyaz bayraklara. Mendilden başlayalım;
- Real (Mallorca - Madrid) maçında tribünler topluca beyaz mendil salladılar. Maçın ilk yarısında hakem Madrid'e kıyak geçti, neredeyse her pozisyon Madrid lehine çalındı. 2. yarı sahaya başka bir hakem geldi sanki bu kez bütün düdükler Mallorca lehine çıkmaya başladı. Rezalet bir hakemdi anlayacağınız. Madrid maçın son dakikalarını 1-1'i korumaya çalışarak geçirdi. Çok zor bir deplasman diye yazmıştım, hakem yüzünden iyice boka sardı. Mallorca 1-1 Madrid
- Rezalet bir hakem haberi de bizden geldi. Fenerbahçe hakem sayesinde kazanmış. Maçı izlemedim elbette, sözlük kendinden geçince meraktan baktım. Her seferinde olduğu gibi hakem hataları yüzünden birbirine girmiş taraflar. Çok abartıyoruz çok... Tamam hakem kötüdür, tu kakadır da bu hakemin suçudur, bunun üzerinden komplo teorisi üretmeye ne gerek var? Bu kadar abartmaya gerek yok sonuçta, hakem hataları her zaman olur. Galatasaray ve Beşiktaş resmi sitelerinden bir açıklama yapmışlar, aferim size!
03 Nisan 2008
İlk Maçların Ardından

Şampiyonlar Liginde ilk maçlar tamamlandı. Barcelona ve Manu rövanş için kesin bir avantaj elde ederken, Liverpool ve Fenerbahçe bu iki takım kadar olmasa da rahatlatıcı skorlar aldılar.
- Schalke, Barca'yı yanlış çözümlediğini gösterdi. Maçın başında kendi sahasını tamamen kapamaya, pas trafiğini engellemeye çalıştı. Tabii ne kadar denerseniz deneyin, İniesta'nın mükemmel pasıyla çaresiz kalabiliyorsunuz. Bojan son 3 maçta 4. golünü attı. 2. yarı Schalke tam saha oynamaya, kendi sistemini kullanmaya başladı. Bunun sonucunda gollük pozisyonlar da buldular ama biraz şans, biraz da beceri lazım... Schalke orta sahasında Rakitic, Jones ve Grossmüller'in (ki neden oymadığını anlamadım bile) yokluklarını hissetti bana kalırsa. Schalke'nin bu maçı İspanya'da çevirebileceğini sanmıyorum açıkçası.
- Roma için söylenecek pek söz yok. Manu karşısında bu sezon gördüğümüz diğer tüm takımlar gibi çaresiz kaldılar. Ronaldo ve Rooney yarı final biletini kesti. Olan Olimpico'da maçı seyreden 80bin seyirciye oldu.
- Fenerbahçe çok şanslı bir gece geçirdi. David'in inanılmaz şutu ağlara gitmese işleri çok ama çok zordu. Chelsea'de Lampard (sanıyorum sakatlıktan dolayı) iyi değildi ve alındı da oyundan. Volkan gecenin adamı oldu, hatırladığım kadarıyla 3-4 net pozisyon çıkardı. 2 takımından değişiklerini önceden tahmin etmek mümkündü. Bu devavantaj tabii her iki takım için. Avram Grant önce beraberlik yeter deyip orta saha'yı güçlendirmeye çalıştı, olmayınca 4-4-2'ye geçti Arsenal maçında yaptığı gibi.
- Arsenal ev sahibi avantajını kullanamadı. Adebayor'un ve Kuyt'ın gol atması dışında maçın ilginç bir yanı da yoktu zaten. Anfield Road için bir şey söylemek zor, Liverpool şanslı görünse de işler değişebilir kolaylıkla.
Gelecek hafta rövanşlar var. Tahmin olarak Allah Roma taraftarına sabır versin diyebiliyorum sadece. 1 sene boyunca 6. kez Manu ile oynamış olacaklar.
01 Nisan 2008
Şampiyonlar Ligi'nde heyecan dorukta

Şampiyonlar liginde yarı finale çıkacak takımların belli olacağı ilk maçlar yarın oynanacak.
Roma, kendi sahasında oynayacağı maçta hem yarın inal için avantaj yakalamay çalışacak hem de daha önce 7-1 kaybettikleri Manchester United maçının rövanşını almaya çalışacak.
Schalke, Çeyrek final kuraları çekilmedne önce her takımın "Bana çıksın, bana çıksın" dediği takımdı, Barcelona'ya düştüler. İlk maçı Almanya'da oynayacak olmaları ve Şampiyonlar ligi şampiyonu olmuş Barcelona'nın performansının geçmişe göre düşük olması avantajları gibi gözükse de Barca her zaman Barca'dır.
Son yıllarda Şampiyonlar Ligi'nde fırtına gibi esen Liverpool, belki de her Liverpool taraftarının gönlündeki aslan olan İngiltere Premier Ligi'ni yıllardır Manchester United ve son yıllarda Chelsea ile beraber domine eden Arsenal ile bir Avrupa kupası maçında hesap görecek ya da Arsenal Avrupa kupalarındaki şanssızlığını Liverpool maçıyla kıracak. Sonuç ne olur bilemeyiz ama bir İngiliz takımı kesinlikle yarı final oynayacak.
Gelelim şampiyonlar Ligi'nin sürpriz ekibi Fenerbahçe'nin Chelsea ile oynayacağı maça... Fenerbahçe'nin Avrupa kupalarındaki geçmişi göz önüne alındığında Avrupa'da değil Türkiye'de bile kimse onlardan bu kadarını beklemiyordu, belki de FenerbahçeN'in bu sezonki avantajlarından biriydi ve karşısında her daim kendisini gizliden gizliye küçümseyen rakiplerle oynadı fakat Chelsea'nin bu konua tecrübelendiğini artık küçümserlerse elenebileceklerini bildiklerini düşünüyorum.
Bu maça dair ilginç istatistikler var sonucu bilmemizi zorlaştıracak, Fenerbahçe uzun süredir evinde Avrupa kupası maçı kaybetmiyor ve bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde evinde oynadığı tüm maçları kazandı. Buna karşılık Chelsea ise 2008 yılında Şampiyonlar Ligi macerası boyunca sadece 2 gol yedi. İlk maç için Avrupa futbolu açısından yine bir sürpriz sonuç olabilir diye düşünüyorum ama Chelsea'nin işi sıkı tutacağını da düşünürsek bu ihtimal biraz düşük.
İşte maçlar :
1 Nisan 2008
Roma - Manchester United
Schalke 04 - Barcelona
2 Nisan 2008
Arsenal - Liverpool
Fenerbahçe- Chelsea F.C.
21 Mart 2008
Torres'i Kim Durduracak?

Sanıyorum şu saatlerde bütün Manu tayfası bunu düşünüyor. Bildiğiniz gibi pazar günü Liverpool maçı var ve standart ikili, Rio ve Vidic olmayacaklar. Rio neredeyse kesin de, Vidic de muhtemelen oynamayacak. Bu durumda defansın göbeği çikolata adam Wes Brown'a kalıyor. Daimi joker O'Shea onun yerinde sağ beki alacak.
Göbekte her halükarda bir boş yer kalıyor. Bu boş yeri dolduracak kişi ise muhtemelen Gerard Pique... Gelecek ay (anket sonuçlarının şu anki durumuna göre) yeni yıldızlardan olduğu için yazacağım kendisini, o yüzden şimdilik pek bir şey yazmıyorum. Ama kolay değil Torres'in karşısına bu adamı koymak. Bu yüzden şu an herkes Vidic'in iyileşmesi için dua ediyor!
Patrik Berger

90'lar serisi yapıpta Çek Cumhuriyeti'ne uğramamak olmazdı. Muhteşem 3 orta saha oyuncusu içinden Berger'i seçtim, Poborsky ve Nedved'i saygıyla selamlayarak...
Slavya Prag'ın ismi olduğu yıllar. Genç bir çocuk fırtına gibi oynuyor. 22 yaşındaki bu genci o zamanlar Dortmund'da olan Hitzfeld keşfediyor ve alıyor. Dortmund'da o zamanlar Alman futbolunun önünde gidiyor. 95-96 sezonunda çoğunlukla kenarda oturuyor Berger, girdiği zamanlarda da ön liberoda oynuyor. Sesi çıkmıyor tabi ama çok mutlu olduğu da söylenemez. Ama sezon sonunda Bundesliga ve Alman Kupasına dokunan futbolculardan birisi olma şerefine erişiyor.
Sezon sonunda İngiltere ev sahipliğinde Euro 96 var. O turnuvada, kimsenin beklemediği bir başarı yakalıyor Çek Cumhuriyeti gençlerle. Efsane bir turnuvanın sonunda finalde Almanya'ya uzatmalarda yeniliyorlar.
Turnuva ardından Poborsky Manchester United'a, Nedved Lazio'ya, Berger ise Liverpool'a gidiyor. Liverpool'da efsane yıllar geçiriyor Berger. Ne rakipleri ne tribünler ne de takım arkadaşları bir sonraki hamlesinin ne olacağını bilmiyor. Bazen orta sahanın ortasındayken 90'a yolluyor topu, bazen kendi sahasındayken asist yapıyor. Hem kendi hem de izleyenler o sahadayken maçtan keyif alıyorlar.
Tabii hikaye böyle pembe sürmüyor, sakatlık üstüne sakatlık yaşıyor Berger. Bir türlü kurtaramıyor kendisini bu beladan. En sonunda Liverpool'dan ayrılmak zorunda kalıyor ve Portsmouth'a gidiyor. Sağlam başlıyor sezona, umutlandırıyor bizleri. Eski günlere dönecek derken bir kez daha sakatlanıyor.
Portsmouth sakatlıklardan kurtulamayan Berger'i serbest bırakıyor ve Aston Villa'ya gidiyor Berger. Kendini toparlaması için Stoke City'ye kiralanıyor, orada oynarken neler oldu bilmiyorum. Hala Aston Villa kadrosunda Berger. Ve çok eski bir oyuncu gibi görünse de Juventus'lu Nedved'ten küçük.
En nihayetinde sakatlıklar yüzünden izleyemediğimiz, doyamadan sahalardan yolcu ettiğimiz bir oyuncu olacak Berger. Geriye bizlere izlettiği güzel futbol ve Liverpool hakkındaki şu sözleri kalacak:
"You know, the greatest day in my football life was the day I signed for Liverpool. I couldn’t believe it. When I was young in Czechoslovakia, we didn’t see much European football, but my father’s friend went to England and he watched Liverpool. When he came back, he gave me the programme, the ticket and a scarf. I still have them all.
When I moved to Southport to live, my neighbour was Kenny Dalglish. Alan Hansen lived around the corner. I met them, they were normal guys, but they were my heroes. To me, it’s the best club in the world and when I am finished playing and I’m telling my children about it I will be proud to say that for seven years I was a Liverpool player."
16 Mart 2008
Natural Born Killer

Fernando Torres, Fowler'ın 95 - 96 sezonunda ulaştığı başarıya ulaşan ilk oyuncu oldu, takımı için 20 gol attı ligde. Suratı sivilcelerle kaplı bir çocukken hakkında yapılan belgeselleri boşa çıkarmadı.
12 sezondur bu barajı geçemeyen Liverpool'a mı üzüleyim yoksa Torres'in bu başarısına mı sevineyim bilemedim. Son 6 maçta 9 golü var. Fowler o sezon 28 gol atmıştı, 8 maç ve 8 gol var o sayıyı yakalaması için. Yakalayabilir mi bilmiyorum bu hızla giderse (çok zor olsa da) neden olmasın?
"Nasıl efsane olunur?" şu an Anfield Road'da gösterimde, mutlaka izleyin...
12 Mart 2008
Liverpool taraftarı "Çek bir Schalke !"

Önemli kupalarda kura çekimleri öncesi basınımızın manşetlerinde, kura'nın kendilerince en güçsüz takımı için "Çek bir X" manşeti atmak neredeyse gelenekselleşti artık. Bizde aynı başlığı attık fakat bu kez neden farklı. Haberimize Liverpool F.C. ile ilgilenen Anfielred.co.uk sitesinde yapılan bir anketin önizlemesini ekledim görsel olarak. Anket şampiyonlar Liginde rakibimiz kim olsun? sorusuna cevap arıyor ve sonuçlarına bakarsak bulmuş gibi de gözüküyor...
Liverpool taraftarları %40 ile en çok Schalke ile eşleşmek istiyor hemen akabinde de % 22 ile, daha ismini düzgün yazamadıkları Fenerbache (Yılların Fenerbahçesi Fenerbache olmuş) geliyor.
Bu sene Çeyrek Finale kalan hangi takım taraftarı ya da yöneticisi fikir beyan etse cevap Schalke ya da Fenerbahçe oluyor. Bakalım Schalke ile Fenerbache'yi çeken klüpler (herkes istediğine göre birşey biliyorlardır) sorunsuz yarı finale kalabilecek mi yoksa yine futbolda hiçbir rakibi hafife almamalıyız ideasının taraftarları mı haklı çıkacak.
Bu saatten sonra rakibini hafife alan kanımca babayı alır.
Şampiyonlar liginde son takım Liverpool
Liverpool'un Inter'i elemesi sonrası artık çeyrek final oynayacak sekiz takım kesinleşmiş oldu.
Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final kuraları 14 Mart 2008'de çekilecek. Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final maçları 1 Nisan 2008 ve 9 Nisan 2008 tarihlerinde oynanacak.
Chelsea
Schalke
Roma
Barcelona
Manchester united
Arsenal
Fenerbahçe
Liverpool


