
Fifa'nın kurallarına göre sözleşmesi devam eden oyuncuyla transfer konuşabilmek için önce klübünden izin almak gerekiyor biliyorsunuz.
Bu bizdeki kız istemeye benziyor mu ne?
Bir de bizim kluplerin, maç kasetlerini hatta 3-4 dakikalık youtube vidyolarını izlediği bir futbolcuyu transfer etmesi ne acayip. Bu biraz daha görücü usulü bence, evet evet öyle..
(finaller dolasıyla, yoksa gerçekten bu kadar saçmalamam.)
05 Haziran 2008
Görücü Usulü
18 Nisan 2008
20 Mart 2008
29 Şubat 2008
Türk futbolunda Fanatizm'in tanımı
alisamiyen.net sitesi yazarlarından Burak SAN "Güdümlü Görsel ve Yazılı Medyanın Saçma Tangosu" başlıklı mükemmel tespitlerden oluşan bir yazı yazmış. Yazının tamamını okumalısınız mutlaka ama ben yazının esas çarpıcı olan kısmına değineceğim...
16 Şubat 2002 tarihinde oynanan Fenerbahçe - Galatasaray maçında (bkz: 16 şubat 2002 fenerbahçe galatasaray derbisi) Ali AYDIN'ın Galatasaraylı futbolculara çıkardığı dört kırmızı kart ile akıllara kazanan maç sonrası Spor Yazarlarından bir kısmının yazdıklarıyla 27 Şubat 2008 tarihinde oynanan Galatasaray - Fenerbahçe maçında (bkz: 27 subat 2008 galatasaray fenerbahce maci) Cüneyt ÇAKIR'ın çıkardığı dört kırmızı kart sonrası yine aynı Spor Yazarlarının yazdıklarını karşılaştırmış. Yorumlara bakınca Takım fanatizminin ne boyutlarda olduğunu görmek ve bunu bir tanım olarak tespit etmek son derece doğal.
Şimdi yorumlara bakalım...
Gürcan Bilgiç
16 Şubat 2002, Milliyet
"Önce Emre’nin, sonrasında Batista ve Hasan Şaş’ın ve üç dakika geçmeden kaptan Bülent’in kırmızı kart görmeleri bir teslimin kağıda dökülmüş hali oldu. İlk yarıda takdir haklarını Galatasaray’dan yana kullanıp, eleştiri alan Ali Aydın’ın maç boyunca verdiği en doğru kararlar bunlardı."
27 Şubat 2008, Sabah
"Ama bu maçın sonrasında "Hak ettim" veya "Doğru yaptım" diyen varsa utanmalıdır. Cüneyt Çakır'ı ve kararlarıyla vardığı sonucun peşini bırakmayacağız."
Ömer Üründül
16 Şubat 2002, Milliyet
"Hakem Ali Aydın, mükemmel bir yönetim gösterdi. Son derece cesurdu. Büyük seyirci baskısına rağmen objektiflikten sapmadı. Gösterdiği 4 kırmızı kart da tartışılmayacak kadar doğruydu."
27 Şubat 2008, Sabah
"Hakem Cüneyt Çakır için sadece şunu söylemek istiyorum. Avrupa'daki zorluk derecesi yüksek bir maçı bu tarz yönetse hakemlik hayatı ebediyen biterdi."
Ercan Saatçi
16 Şubat 2002, Hürriyet
"Bu arada Erman Toroğlu'nun dediği çıktı. Hakem Ali Aydın cesurca kartlarını çıkardı. Ufak tefek hatalarına rağmen bence yüzyılın maçına yakışır bir yönetim sergiledi. G.Saraylı futbolculara kırmızı kart gösterdiğinden dolayı değil, cesaretinden dolayı kendisini kutlarım."
27 Şubat 2008, Hürriyet
"MAÇI anlatmak isterdim. Güzel bir hareketi, golü. İnanın çok isterdim. Ama elinizi vicdanınıza götürün. Dünkü maçın konuşalacak nesini bıraktı hakem. Kendi çaldı, kendi oynadı."
Can Bartu
16 Şubat 2002, Sabah
"Hakeme bayıldım."
27 Şubat 2008, Hürriyet
"Aslında bir derbide oyuncu atmak bu kadar da kolay değil."
Bu yazıları yazanların aynı insanlar olduklarına inanmak gerçekten güç değil mi? Fanatizm insanın gözlerini malesef kör ediyor.
Yazının tamamını buradan okumalısınız :
Güdümlü Görsel ve Yazılı Medyanın Saçma Tangosu
17 Şubat 2008
15 Şubat 2008
Futbolda Etik ve İş Ahlakı

Futbol ve diğer spor dalları için kurulmuş bir etik kurulu var mı bilmiyorum. Ama kurulması gerekir. Çünkü başarı uğruna bazı değerlerden taviz vermek doğru değildir. Neden kurulması gerektiğini son zamanlarda meydana gelen olaylardan örneklerle anlatmaya çalışayım.
-Başlangıç olarak Mesut Özil'in durumuna bakalım; futbolcu kluple kontratını uzatmak istemedi. Bunun üzerine klup sözleşmesinin bitmesine 1 yıldan fazla bir süre olduğu halde ilişiğini kesti ve boşa çıkardı, eğer satılmasaydı sahaya çıkamayacaktı. Klubun yetiştirdiği futbolcuyu elinde tutmak istemesi normal, ancak futbolcu kabul etmedikten sonra bu yapılanlar doğru mu?
- Son dönemlerde ortaya çıkan bir başka konu bonservis bedelleri. Özellikle genç futbolcular kariyerlerinin başlarında büyük bir hata yapıp çok uzun kontratların altına atıyorlar imzalarını. Parladıkları zaman da klupleri saçma sapan bonservis bedelleri istediğinden ayrılamıyorlar genellikle. Burada Fifa'nın yeni uygulaması devreye giriyor, klupler kalan kontratın klube ödenmesi karşılığı futbolcuyu transfer edebilecek.
3 büyüklerden 3 örnek verelim;
- Kendi takımından başlayayım, Feldkamp sezonun başlamasına çok az bir süre kala bazı futbolcuları kadroda düşünmediğini söyledi ve kadrodan çıkardı. Transfer döneminin bitmesine çok az bir süre kaldığı için futbolcular kendilerine klup bulamadılar. Bunun üzerine klup futbolcuları kiralık olarak başka bir takıma verdi.
- Fenerbahçe'de son yaşanan olaya bakalım; Appiah kendi internet sitesinden sakatlığı ile ilgili açıklamalar yaptı. Klubün kendisine yanlış teşhis koyduğu, sözleşmesini ona sormadan uzatmaya kalktığını yazdı. Klup yanlış teşhis kısmını yalanladı, hayal ürünü dedi.
- Beşiktaş'ın etik konusunda ki sorunları ise diğer iki takıma göre çok daha büyük. Kazma ötesi bir yönetim kurulu ve başkanları var çünkü. Neyse somut bir örnek olarak hemen Holosko transferine gidelim. Futbolcu için 5 milyon ytl para + Koray - takım kaptanlarından biri- ve Burak'ı önerdi. Futbolcular gitmek istemeyince kadro dışı bırakırız dediler.
Genellikle kluplerin yaptığı etik dışı davranışlardan bahsettik. Birde futbolcular cephesi ve iş ahlakı mevzusu var ki evlere şenlik. Bu konuyu yüzeysel olarak geçeyim, girersek çıkamayız çünkü.
Nba'de sıkça karşılaşılan bir durum; kontrat'ı imzalayana kadar her şeyini ortaya koyan oyuncular kontrat imzaladıktan sonra yatıyorlar genellikle. Bu futbolda da var. Bunu önlemenin pek bir yolu yok, maç başına para bir yere kadar çare, ama illa ki garanti para veriliyor. Sözleşmesi devam eden futbolcuların klup yönetiminden habersiz başka takımlarla görüşmesi de bir örnek olabilir buna.
Evet giderek büyüyen bir sektör futbol. Ama bu büyümenin beraberinde yozlaşmayı getirmesi önlenmeli. Her şey başarı ve para demek değildir.
08 Şubat 2008
Yok Artık Ercan Taner

Ntv'ye transfer olduğunda Nba maçlarının özetlerini sunacağını bilmiyordum. Ama sanırım dün izlediğim özetlerde dinledim kendisini. Telaffuz hataları dışında çok eğlenceli ve heyecanlı bir sunum oldu açıkçası.
31 Ocak 2008
Daha Bu Yaşta

Çirkef genç oyuncular için kullanılan default kalıptır "daha bu yaşta"... En son örneğini dün akşam gördüm bunun; Juan Manuel Mata.
Valencia'nın genel havasından mıdır, yoksa Marchena'ya özendiğinden midir bilemiyorum. Ama kasti ve sert fauller, rakip dokunmadan kendini atmalar... Yetenekli de sıpa ama böyle antipati kazanarak nereye kadar gider ?
30 Ocak 2008
Deplasman Golü

Bu akşam Atletico Madrid ve Mallorca rakiplerini yendiklerini halde elendiler kral kupasından. Toplamda averaj aynı olmasına rağmen deplasman golü belirledi yarı finalistleri...
İyi bir uygulama değil bu, acayip bir standartizasyon getiriyor futbola... Gerçi futbolu yönetenler beğeniyor olmalı ki artık bütün turnuvalarda kullanılıyor. İlk maçı 1-0 al sahanda, git deplasmanda ölümüne savunma yap. Arada da kontra atakla gol bulabilirsen ne ala. 1 tane gol bulabilirsen yetiyor zaten, rakibin 3 tane atması gerekiyor. Daha defansif, daha sıkıcı bir hale bürünüyor futbol.
İstediğimiz futbol bu mu?
12 Ekim 2007
"Koreografi, adım tasarımcılığı, dans besteciliğidir. Kelime Yunancadan gelir. Antik yunan tiyatrosunda koroda bulunan insanların hareketlerini belirleme şeklinde ortaya çıkmıştır. Daha sonra dans esnasında adım ve hareketleri belirleme şekline dönüşmüş ve bu şekilde yaygınlaşmıştır." deniliyor koreografi için.
Koreografi'nin futbola giriş ilk kez 1978 yılının bahar aylarında Fiorentina taraftarlarının ürünü olarak ortaya çıkıyor.Bu konuda burada ayrıntılı bir yazı bulabilirsiniz.
Dünyanın çeşitli tribünlerinde çeşitli koreografiler şimdiye kadar görülmüştür,bunlardan bir çoğu efsaneleşmiş bir çoğu da vasatı pek aşamasa da yine de futbolun içinde güzel bir görüntü olarak hafızlara kazınmıştır.
Guney Kore'de bir futbol macinda taraftarlar "The Human LCD" dedikleri insandan imal edilmiş bir Lcd ekrana havası veren harika bir koreografi hazırlamışlar.Koreografi'de son nokta sanırım bu.













